Dönemin kudretli generali kendinden emin bir şekilde &`;28 Şubat Bin yıl sürecek” diyordu; yaşadığı çağın, içinden çıktığı, kendisini var eden toplumun değişim talebinin farkında olmadan. Çünkü neredeyse 60 yıldır, Türkiye`yi perde arkasından yönetme alışkanlığına ve konforuna sahip olmanın getirdiği kalıplaşmış bir zihin yapısı mevcuttu. Onlar ülkenin mutlak hakimi, geriye kalan kitle ise, sınıfsız imtiyazsız kendilerine tabi olması gereken, gerektiği zaman başlarına balyoz indirilebilecek bir kitleydi. Topluma tek cümleyle bu şekilde bakıyorlardı ve bu yüzden de toplumu dizayn etme hakkını kendilerinde görüyorlardı. 1960`da, 1971`de, 1980`de alıştıkları şekilde, 1997`de de son derece rahat edebilmişler, statükoyu korumaya yeminli yardımcıları ile 21. Yüzyıla hazırlanan Türkiye`de yeni bir toplumsal mühendislik projesine girişmişlerdi. Siyasetin bölük pörçük olduğu, Ankara`da TBMM koridorlarına sıkıştığı bir dönemde milletimizin sesini kısmayı, onun demokrasi, özgürlük ve refah talebine kulaklarını kapamayı tercih ettiler. Hatta fişlemelerle, kişi hak ve hukukuna aykırı, inanma hakkını hiçe sayarak, milyonlarca mağdur oluşturacak bir fişleme ve yasaklama rejimini hayata geçirmekte mahsur görmediler.
|