Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Reyhanlı Mesajı
21 Mayıs 2013 Salı 13:26:24
Ortadoğu, yeryüzünün en bilge durağı, en acılı yurdu ve en doğurgan anasıdır. Medeniyetlerin beşiği, medeniyetlerin çatışma alanı ve güçlerin vuruşma mekanıdır. Hukuksuzluğun, adaletsizliğin, zulmün ve isyanın yoğun olarak yaşandığı coğrafyamızda mesajlar, masumların kanlarıyla verilir. Coğrafyanın arzı mektup kağıdı, masumların kanları mürekkep, silahlar ise kalem olarak kullanılır.


Cumartesi Hatay Reyhanlı’da yaşananlar ifade ettiğimizin haricinde bir şey değildir. Reyhanlı üzerinden birileri, birilerine (bazı devletler  bazı devletlere) mesaj göndermiştir.

Ortadoğu’da dengeler yeniden kurulmaktadır. Cepheler yeniden belirlenmekte, çatışma alanları yeniden şekillenmektedir.

Bu yeni şekillenmeyi batı ve doğu olarak ta isimlendirebiliriz, Sünni ve Şii olarak ta.

Batı/ Sünni bloku: Türkiye, ABD, İngiltere, Fransa, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, PKK vd.  oluşturmaktadır.

Doğu/ Şii blokunda ise: İran, Rusya, Çin, Irak Merkezi Yönetimi, Hizbullah vd. bulunmaktadır. (1)

Ortadoğu’da yaşanan/ yaşanacak olan tüm gelişmeleri bu bloklaşma üzerinden değerlendirmeliyiz. Yeniden şekillenen Ortadoğu’yu doğru okuyamazsak, yaşananları doğru analiz edemeyiz.

Ortadoğu’da Türkiye ve ABD’nin tutumu

Ak Parti Hükümetinin Baas Rejimine karşı, daha sert bir tutumdan yana olduğu, Başbakan Erdoğan ve diğer Bakanların açıklamalarından anlaşılmaktadır.

Ak Parti Hükümeti Esed’in düşürülmesi için, fiili müdahale dahil tüm olanakları uygulamaya veya bu uygulamaların içerisinde yer almaya dünden hazır görülüyor. Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, Washington Büyükelçiliğinde yaptığı basın açıklamasında sorulan bir soru üzerine şu cevabı vermiştir; "Evet müdahale gerçekten kaçınılmazdır ama kimyasal silahlar olmasa bile kaçınılmazdı”. (2)

Geçtiğimiz günlerde, ABD’de yayın yapan NBC News’e verdiği mülakatta  Erdoğan, ABD askerlerinin Suriye’ye gönderilmesini destekleyip desteklemeyecekleri yönündeki soruya“En başından beri… biz ‘evet’ derdik” şeklinde yanıt verdi.

Mülakatta, “Biz ABD’nin daha fazla sorumluluk almasını ve daha ileri adımlar atmasını istiyoruz” diyen Erdoğan, atılacak adımları Obama’yla görüşeceklerini belirtti. (3)

Başbakan’ın bu hafta başlayacak olan ABD ziyaretine basın, uzmanlar  ve bölge ülkeleri büyük önem atfetmektedir. Erdoğan onlarca ABD ziyareti yaptı, ancak en çok takip edilen ziyareti, yapılacak olan bu ziyarettir. Çünkü bu ziyarette yeni Ortadoğu ve Suriye konuşulacaktır.

Erdoğan NBC News’e verdiği mülakatta “atılacak adımları Obama ile görüşeceğim” demektedir. O zaman Başbakan’ın içerisinde önerilerin de bulunduğu bir dosyayı çantasına koyarak ABD’ye gittiğini söyleyebiliriz.

, Başbakanın Obama’ya sunacağı dosyada bulunduğunu düşündüğümüz ve Obama’dan somut destek isteyeceği konuları dört maddede sıralayabiliriz; 1-Uçuşa yasak bölge. 2- Güvenli alan oluşturma. 3- Muhaliflere silah yardımı. 4- NATO’dan Türkiye’ye daha güçlü destek.

Rusya ile flört halinde olan ABD’nin, Başbakan’ın destek isteyeceği bu maddelere nasıl yaklaşacağı ve ne kadarına destek vereceği ise belirsizdir.

Ayrıca Erdoğan, Suriye’ye müdahale etmekte aceleci davranmayan Obama’ya, Suriye’ye müdahale etmesi noktasında ‘2012 Ağustosunda ki sözlerini’ hatırlatarak baskı yapmayı planlıyor.

Obama, Ağustos 2012 yılında yaptığı açıklamada, kimyasal silah kullanımını kırmızı çizgileri olarak ilan etmiş, böyle bire durumda müdahale edeceklerini belirtmişti.

Geçen günlerde, Suriye’de saldırıda yaralanıp tedavi için Türkiye’ye getirilen yaralıların vücutlarında kimyasala rastlandı. Erdoğan, Suriye’den gelen bu yaralıların tedavisini takip için MİT’i görevlendirdi. Yaralılardan alınan kan ve doku örnekleri Ankara’ya gönderildi. Yapılan araştırmada kimyasal bulgulara rastlandı. MİT bu sonuçları bir dosya halinde Başbakan’a iletti. Erdoğan, Obama’ya Ağustos 2012 sözünü  hatırlattıktan sonra bu dosyayı da önüne koymayı planlıyor.

Amerika’da yayın yapan Wasgington Post Gazetesinin Yazarı Karen De Young imzasıyla yayınlanan haberde, ABD’nin Suriye’ye asker göndermesinin ihtimal dışı olduğunu, fakat birkaç hafta içerisinde tavrını netleştireceğini yazmıştı. Haberde Amerikalı yetkililere dayandırılarak, ABD’nin muhaliflere silah verebileceğini, Suriye ordusunu zayıflatmak için uçak ve füzeleri kullanabileceği ifade edilse de Keryy- Lavrov görüşmesi bu ihtimalin imkansızlığını göstermektedir. (4)

İsrail, ABD ve Batı bloğunun Suriye’ye fiili müdahale yapması için büyük gayret sarf etmektedir. İsrail, fiili müdahalenin gerçekleşmesi için kimyasal silah konusunu uluslar arası kamuoyunun gündemine getirdi. Batının ve  bilhassa ABD’nin fiili müdahale yapması için Avrupa devletleri üzerinden ataklar geliştirdi. İsrail Askeri İstihbarat Şefi Aviv Koçavi, fiili müdahaleye bir türlü sıcak bakmayan ABD’yi ikna için gizlice Avrupa devletlerini ziyaret etti.

Cumhuriyetçi Senatörlerin de desteğiyle ABD yönetiminden umduğunu alamayan İsrail, Suriye’yi havadan bombaladı. Bu saldırıyla verilmek istenen mesaj gayet netti, “ABD, Suriye’ye müdahale etmelidir”.

Suriye’ye müdahale açısından Türkiye- İsrail ilişkilerini değerlendirdiğimizde iki ülke, Suriye’ye müdahale konusunda ‘aynı’ siyaseti benimsedikleri görülmektedir.

Türkiye ve İsrail’in Suriye’ye müdahale arzularının önünde bir çok engel mevcut. Bu engellerin başında Rusya’nın tavrı gelmektedir. Rusya, Suriye’ye fiili bir saldırıya asla sıcak bakmayacağını her fırsatta ifade etmektedir.

Suriye konusunda en önemli adımlardan biri şüphesiz Keryy- Lavrov görüşmesidir. 9 ülkeyi ziyaret ettikten sonra Keryy, Lavrov ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeden çıkan sonuç, İsrail, Türkiye ve Suriye Muhalefetini kızdırırken, İran ve Hizbullah’ın taktirini almıştı.

Keryy- Lavrov görüşmesinde alınan kararlar şunlardır;

  1. Cenevre Bildirisi çerçevesinde siyasi çözüm,
  2. Haziran ayı içerisinde uluslar arası bir konferansın tertiplenmesi, Suriye hükümeti ve Muhaliflerin Suriye’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü noktasında müzakereye ikna edilmesi,
  3. Kimyasal silah ve istikrar sorununun çözümü.

Keryy- Lavrov görüşmesinden çıkan bu kararlar, Suriye meselesi konusunda önemli ve hayata geçirilmesi elzem kararlardır. Hatta alınması ve hayata geçirilmesi açısından geçte kalınmıştır.

Yapılan görüşmeden çıkan kararlar, Muhalefeti pekte memnun etmemiştir. Çünkü Muhalefet, sorunun Esed veya yönetiminden her hangi biri ile masaya oturmama noktasında şartlanmış durumdadırlar. Ulusal Koordinasyon Kurulu Eski Başkanı Muaz El- Hatib’in geçmişte kendilerine verilen sözlerin yerine getirilmediği noktasında ki yakınmaları hatırlandığında Muhalefetin, Esed veya yönetiminden  biriyle görüşmeme noktasında ki kat’i kararı, kendilerine verilen sözlerden kaynaklı olabilir.

Muhalefetin Esed yönetimi ile aynı masaya oturma konusunda ki isteksizliği ABD Şam Büyükelçisi Robert Ford’u Muhalif liderlerle irtibata geçmeye mecbur bıraktı.

Londra’da Yayınlanan El’Hayat gazetesinin haberine göre Ford, Muhalif liderlerin bir kısmı ile görüşme yapmış, onları Esed yönetimi ile aynı masa etrafında toplanmaya ikna etmeye çalışmış.

Muhaliflerin ikna olması için, geçiş sürecinde Esed’in bulunmayacağı teminatını verirken, kendilerinin konferansa katılmamaları Amerika’ya zarar vereceğini belirtmiş.

Amerika’nın, Rusya’nın tavrı üzerine Suriye konusunda politika değiştirmesi Türkiye’nin,  ABD tarafından Suriye konusunda ikinci kez yalnız bırakılması anlamına geliyor.

Suriye’de ki krizle alakalı ortak hareket eden ABD ve Türkiye, ilk kez Ekim 2012’de ABD tarafından yalnız bırakılmıştı. ABD Eski Dışişleri Bakanı Clinton, Suriye krizinde Türkiye ile beraber yürüttükleri politikalarının değiştiğini Hırvatistan ziyaretinde “Suriye muhalefeti, Suriye halkını temsil etmiyor” çıkışıyla deklare etmişti. 4 Kasım 2012 tarihinde Doha’da başlayan konferansta, Türkiye kısmen devre dışı bırakılmıştı. Aradan 6.5 ay geçtikten sonra Türkiye, tarihin tekerrürünü yaşayarak, ABD tarafından tekrar devre dışı bırakıldı.

Haziran ayında konferansın yapılması planlanırken Türkiye bu konferansa karşı çıkmaktadır. Davutoğlu, Suriye yönetimi ile konuşmanın vaktinin geçtiğini belirtiyor.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Lavrov, “bazı önemli oyuncuların bu konferansta olması gerekiyor”  diyor. Ancak konuşmanın devamındaLavrov, “Suudi Arabistan ve İran bu toplantılarda olmalı ve biz bunun üstünde çalışmalıyız” ifadelerini kullanırken Türkiye’nin ismini zikretmiyor. Rusya’nın bu tavrı sanırım Türkiye’nin konferansa şiddetle karşı çıkmasıyla doğrudan ilişkili.

Yazımızın bu bölümüne kadar, Arap Baharı ile başlayan süreçte Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi, oluşan yeni bloklar, Suriye konusunda İsrail ve Türkiye’nin tavrı, Rusya’nın tutumu, ABD’nin Rusya’nın tutumundan dolayı değişen Suriye politikası, muhalefetin durumunu kısaca izah etmeye çalıştık.

Tüm bu izahlar çerçevesinde soruyu sorabiliriz.

Soru şu; Reyhanlı saldırısını kim veya kimler yaptı?

Saldırıyı analiz eden bazı analistler, saldırıyı muhalefetin yapma olasılığı üzerinde duruyor. Bu sonuca ulaşmak için saldırının mantığını bulmak lazım. Muhalifler ‘niçin’ böyle bir saldırı yapmışlar?

Türkiye’yi müdahaleye ikna etmek için mi?

Sebep bu olamaz. Çünkü Türkiye tüm netliğiyle bir müdahaleye sıcak bakmaktadır.

Yoksa Türkiye üzerinde baskı kurarak ABD’yi ikna etme konusunda aceleci olmasını sağlamak ve iknada elini kuvvetlendirmesi için mi?

Bu da çok mantıklı değil.  Çünkü BM’nin 5 daimi üyesinden biri olan Rusya’nın tavrı ortadayken, Suriye krizi noktasında mesajı gayet açık ve netken ABD’nin bir müdahaleye girmesinin çok zor, hatta imkansız olduğunu muhalifler bilirler.

İkinci ve akla daha yatkın olan analiz Rusya, İran ve Suriye ittifakının bunu yaptığıdır.

Neden?

Türkiye’nin Suriye konusunda ki politik tavrından dolayı.

Verilen mesaj nedir?

  1. Suriye’ye fiili bir müdahaleye asla razı değiliz ve buna müsaade etmeyiz.
  2. Suriye politikanı gözden geçir, fiili müdahaleyi aklından çıkar.
  3. Ortadoğu’da bizi yok sayarak hiçbir şey yapamazsınız.

Amerika’ya mesajı ise İsrail, Türkiye ve Cumhuriyetçilerin baskılarına boyun eğerek fiili bir müdahaleyi gündeme getirerek bizi karşına alma.

İkinci analiz akla, mantığa ve yaşananlara daha uygun ve daha gerçekçi bir analizdir.

Resmi yetkililerin verdiği bilgileri değerlendirdiğimizde  saldırıyı Rusya, İran ve Suriye adına gerçekleştiren Türkiye içerisinde bulunan bir örgütün olduğu kanaatine varıyoruz.

Medyada da yer aldığı üzere, Acilciler, yani Mihraç Ural.

Mihraç Ural hususunda kısa bir bilgi ile yazımızı noktalayalım;

Esad ailesinin Lazkiye`deki evinde  Abdullah Öcalan`la tanışan Mihraç Ural, o yıllarda desteğini her fırsatta gösterdi. Ural`ın, Hatay ve çevresinde ulusalcı gruplarla işbirliği yaptığı ileri sürüldü. İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek`i Suriye`deki karargahında Öcalan`la görüştüren ve İP ile PKK nın bağlantılarından sorumlu kişi Mihraç Ural.

12 Eylül sonrası bir takım Avrupa ülkeleri ile Suriye arasında mekik dokuyan ve Esad ailesiyle yakın ilişkileri bulunan Ural, Cemil Esad`in emriyle Hatay Kurtuluş Örgütü`nü kurdu. Cemil Esad, Ural`ın kurduğu bu PKK`ya her türlü desteği verdi. Mihraç Ural, Fransa da kaldığı yıllarda, Esad ailesi ve Suriye istihbaratı adına İslamcı grupları takip etti ve Hasan Cabir simli bir şahsı Fransa`dan özel yollarla Suriye getirip el Muhaberat`a teslim etti. Ural`ın operasyonuna Fransız istihbaratının yardım ettiği belirtildi.
Şu an emperyalizmle mücadele amacı güden(!) Mihraç Ural`ın geçmişi Avrupa ile ortaklaşa yaptığı ``müslüman fişleme`` operasyonlarıyla meşhur. Hatay`da Mersin`de Adana`da kent merkezlerinde halkı tahrik etmek için çok sayıda toplantı düzenleyen Mihraç Ural ve ekibi 1 yıl önce Türkiye`den Suriye`ye savaşmak için geçti. Sayılarının kaç olduğu bilinmiyor .

Türkiye uzantılı bazı derneklerle savaş propagandası yapan MihraçUral , Samandağ, İskenderun ve çevresinde propaganda yaparak gençleri Suriye`ye taşıyor . Suriye`deki ayaklanmadan önce , İsrail`le olan uyuşturucu trafiğini kontrol eden Şebbihalara yardım topluyor . Suriye Türkmenlerinin yerleşim yerlerine yakın yerlerde konuşlanan örgüt aylar öncesinde tehdit ettiği Türkmenlerden saldırı üstüne saldırı alıyor. Türkmen muhalif güçlerin son saldırısında ayağından yaralanan Mihraç Ural`ın terör örgütüne yardımları Türkiye üzerinden geçiyor.

Kaynak  :

  1. Batı/ Sünni, Doğu/ Şii ifadelerimiz, bahsettiğimiz devletlerin dış politika yaklaşımları ve devlet başkanlarının irtibat ve açıklamaları üzerinden yapılmıştır. Sünni ve Şii halk üzerinden yapılan bir tasnif değildir.
  2. http://www.arhaber.com/haber-6989-Suriyeye-mudahale-kacinilmaz.html
  3. http://www.suriyegercekleri.com/2013/05/10/turkiye-basbakani-abd-suriyeye-karadan-girerse-destekleriz/
  4. http://www.washingtonpost.com/world/national-security/reported-israeli-airstrikes-in-syria-could-accelerate-us-decision-making/2013/05/05/72c6eafc-b5c2-11e2-92f3-f291801936b8_story.html
Bu Yazi 1217 kez okundu
  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Toplam (0) adet yorum eklenmiştir.
» Hasan el-Benna: İlim ve mücadele ile geçip şehitlikle son bulan bir hayat 19 Ağustos 2013 Pazartesi 09:39:04
» Karşı Devrim Girişimi ve Mısır’ın Geleceği 18 Temmuz 2013 Perşembe 09:06:42
» Erbakan’ın Ardından… 01 Mart 2013 Cuma 18:02:31
» 2015`in Başbakanı Numan Kurtulmuş (mu) 22 Mayıs 2012 Salı 11:50:58
» ELLİ YILDIR SAKLADIĞIM SIR! 14 Mart 2012 Çarşamba 11:34:15
» Neden Ölülerden Daha Sessiz ve Hareketsizsiniz? 05 Şubat 2012 Pazar 17:05:01
» Üç Başlıklı Bir Yazı 25 Ocak 2012 Çarşamba 12:15:08
» Gazeteleri asla bir gazete gibi okumamalıyız 24 Kasım 2011 Perşembe 16:36:04
GÜNÜN YAZARLARİ
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
 Stratejik Denklem
Stratejik Denklem Dünya, birinci ve ikinci dünya savaşı öncesindeki gibi yeni ekonomik ve askeri dengeler ve denklemler oluşumuna doğru hızla yol almaktadır. BRICS Zirvesi bu bakımdan oldukça onemlidir.
Strateji Derneği Başkanı  Şener MENGENE `den Basına Kutlama
STRATEJİ DERNEĞİ GENEL BAŞKANI , “ZAMAN MEFHUMU OLMAKSIZIN ÇALIŞAN BASIN MENSUPLARIMIZIN BASIN BAYRAMINI KUTLUYORUM”
 Çaykur` un Atölyeden 46 Fabrikaya Uzanan Üretim Yolculuğu
ÇAYKUR, ilk çay fabrikası olan Merkez Çay Fabrikası`nın kurulduğu 1947`den bugüne geçen süreçte fabrika sayısını 46`ya çıkardı
 `Liman sahasında futbol sahası kente ihanettir`
Rize Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Üyesi ve Riport Yönetim Kurulu Başkanı Asım Çillioğlu, Rize Limanı`nın genişleme sahasında yapılması planlanan futbol sahasının kente ihanet olduğunu söyledi.
FOTO GALERİ
İzlenme 3494
İzlenme 8138
İzlenme 5811
İzlenme 6562
VİDEO GALERİ
İzlenme 5447
İzlenme 5666
UZMAN GÖRÜŞÜ
Rizehaber.Org sadece internet üzerinden yayin yapmaktadir. Tüm Haklari Sakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım : Rizedeyiz.Com © 2008 | Yazılım : Rizedeyiz Bilgi İşlem - Rize Toplu Mesaj - Ajans53 Sigorta - Rize Kız Öğrenci Yurdu